Esenyurt operasyonunun ikinci yılı… Ahmet Özer, şafak baskını anısını aktardı: ‘Evin etrafını onlarca polis sardı’

haber-gorseli-1793431849160

30 Ekim 2024 tarihinde Esenyurt Belediyesi’ne yapılan operasyonla gözaltına alınıp tutuklanan ve görevden uzaklaştırılan, tahliye olmasına rağmen görevine geri dönmeyen Esenyurt Belediye Başkanı Ahmet Özer, yaşadığı olayları paylaştı.

29 Ekim 2024’te İstanbul Valiliği’nin resepsiyonuna katıldığını ve sonrasında Esenyurt Meydanı’nda bir konuşma yaptığını ifade eden Özer, konuşmasının ana temasının “Adlarımız farklı olsa da soyadlarımız Türkiye” olduğunu belirtti.

Resepsiyondan sonra Esenyurt Meydanı’na gittiğini ve Cumhuriyet Bayramı’nı kutladığını aktaran Özer, “O görüşmeden sonra eve döndüm, uyudum. Gece yarısı, belki daha sabah olmamıştı, şafak sökmemişti. Onlarca polis evimin etrafını sardı. Eşimin yukarı çıkıp beni uyandırmasına izin vermeden beni alıp götürdüler” dedi.

“BEN DAHA HÂKİM KARŞISINA ÇIKMADAN KAYYUM HABERİ GELDİ”

Gözaltına alındıktan hemen sonra hâkim karşısına çıkmadan Esenyurt Belediyesi’ne kayyum atandığına dair haberlerin çıktığını dile getiren Özer, şöyle konuştu:

“Ben daha hâkim sorgusuna çıkmadan Esenyurt’a kayyum atandığına dair haberler geldi. Sonra tutuklandım. Silivri cezaevine gönderildim. Adeta ‘Belediyeyi ver, içeri gir, suçun ne olduğuna sonra bakarız’ dediler ve süreç böyle başladı.”

Kendisiyle ilgili akademik geçmişe ve şimdiye kadar gerçekleştirdiği çalışmalara dikkat çeken Özer, “Bugüne kadar 40’tan fazla kitap yazmış, 40 bin öğrenci yetiştirmiş biri olarak özellikle barış ve demokrasi konusunda yoğun mücadele verdim. Üniversitede bölüm başkanlığından rektörlüğe kadar pek çok görevde bulundum. Genel sekreterlikte çalıştım. GAP master planında yer aldım. Devlet Planlama Teşkilatı’nda Yerel Yönetimler Özel İhtisas Komisyonu’nda görev yaptım” dedi.

Parlamentoda Anayasa Uzlaşma Komisyonu’na davet edildiğini ve çözüm süreci döneminde sunumlar yaptığını anlatan Özer, “Bu süre boyunca sürekli barıştan, demokrasiden ve kardeşlikten yana bir duruş sergiledim. O zamana kadar hakkımda herhangi bir araştırma veya soruşturma yoktu. Esenyurt’ta iki kişiden birinin oyunu alarak başkan olunca bir gece yarısı boş bir dosyayla örgüt üyeliğiyle suçlayıp tutukladılar. Bunu kayyum atayabilmek için yaptılar; başka bir suçtan yargılansam kayyum atanamayacaktı” ifadelerini kullandı.

“SEÇİLMİŞ BELEDİYE BAŞKANININ HEMEN GÖREVE DÖNDÜRÜLMESİ GEREKİYOR”

Belediye yönetimiyle ilgili incelemelerde kamu zararı tespit edilmediğini savunan Özer, kendi dönemi üzerindeki denetimlerin titizlikle yapıldığını belirterek, “Bizim dönemimiz didik didik edildi; en ufak bir kamu zararı dahi söz konusu değil. Hakkımızdaki tüm iddialardan beraat ettik. Ancak aylardır hapiste tutulduğum için ‘görevi ihmal’ gibi uydurma bir suç uydurdular” dedi.

Kayyum yönetimiyle ilgili iddialara da değinen Özer, “Kayyumun getirdiği baş yardımcısının evinde büyük bir servet bulundu. Kayyum ile ilgili tek bir adım dahi atılmadı; tekrar göreve getirildi. Başka bir kayyum atanmış oldu. Oysa Esenyurt halkının gereksinimi olan kayyuma kayyum atamak değil, halkın iradesinin yerine getirilmesidir”

Özer, seçilmiş belediye başkanının geri iade edilmesi gerektiğini vurgulayarak şöyle söyledi: “Seçilmiş belediye başkanının derhal görevine döndürülmesi ve kaldığımız yerden halka hizmet etmemiz gerekiyor. Bu sadece benim değil; tüm Esenyurt halkının temel beklentisidir.”

TORUNUNUN CEZAEVİ ZİYARETİNİ ANLATTI

Tutukluluk sürecinin yalnızca kendisini değil ailesini de etkilediğini aktaran Özer, kızı Seraf Özer’in tam 375 gün boyunca kendisini ziyaret ettiğini ifade etti.

Özer, “Bu süreç yalnızca benim için değil ailem için de zor geçti. Özellikle avukatım olan sevgili kızım Seraf bana büyük destek sağladı. 375 gün boyunca kar yağmur demeden ziyaretime geldi; onun sayesinde bu hapishane sürecini daha kolay atlattım”dedi.

Eşinin tutukluluk sürecinden oldukça etkilendiğini ve yaklaşık 7-8 kilo verdiğini belirten Özer oğlunun da işlerini bıraktığını söyledi. Torununun cezaevinde kendisini ziyareti sırasında yaşananları da paylaşan Özer şu şekilde devam etti:

“Oğlumun oğlu iki ay sonra hapishaneye ziyaretime geldiğinde boynuma sarıldı: ‘Dedeciğim buradaki işin bitmedi mi? Artık yeter! Seni çok özledik; gel eve!’ dedi. Herkesin gözleri dolmuştu; ben durumu düzeltmek için ‘Merak etme oğlum; biraz daha işim var; bitsin geleceğim.’ dedim.”

Aileler üzerinde tutukluluğun etkisine dikkat çeken Özer şunları ekledi: “Bu ceza yalnızca içeridekileri etkilemiyor; aynı zamanda aileleri de mağdur ediyor. Bu zulüm sadece içeride olanlara yapılmıyor; aileler de bu zulmün yükünü taşıyor ve ciddi sıkıntılarla karşılaşıyor.”

TUTUKLULUK İSTİSNADIR; ASIL OLAN TUTUKSUZ YARGILAMADIR

Tutuklu yargılama konusundaki değerlendirmelerinde de bulunan Özer, “Bizim yasalarımızda tutuksuz yargılama esas alınır; tutukluluk ise istisnadır. Asıl olan seçilmiş belediye başkanlarının tutuksuz olarak yargılanmasıdır,” dedi.

Kimseden yargılamadan muaf tutulmasını istemediklerinin altını çizen Özer şöyle devam etti: “Hiç kimse yargılamadan azade olsun diye bir talepte bulunmuyorum; kimse yargılamadan muaf değildir ama geçmişte bu tür durumlarla karşılaşmamış üç bin belediye başkanı var ki bazıları 300-400 yıl hapis istemiyle yargılanmış ama beraat etmişlerdir; İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu bunun en somut örneklerinden biridir.” ifadelerini kullandı.

Aylardır iddianame beklenerek yıllarca süren davaların tutukluluğu cezalandırmaya dönüştüğünü belirten Özer şunları ekledi: “Bu durum hukuk sistemimize zarar veriyor; kamu yararına uygun değil ve vicdanları yaralıyor.”

TÜRKİYE’NİN İKİNCİ EN BÜYÜK SORUNU ADALETSİZLİK

Türkiye’de hukuka duyulan güvenin yeniden inşa edilmesi gerektiğine vurgu yapan Özer sözlerine şöyle devam etti: “Bizi birbirimize bağlayan temel yapı hukuktur; hukuka duyulan güveni artırmalıyız ki adalet sağlanabilsin.”

Mahatma Gandhi’nin “Adaletsizliğe uğrayan bir insana dünyanın bütün akarsularının suyunu içirseniz yine susuzluğunu gideremezsiniz” sözünü hatırlatan Özer şu değerlendirmede bulundu: “Bugün Türkiye’nin en büyük sorunlarından biri ekonomik sıkıntılarken diğer önemli sorun ise adaletsizliktir; hukuka duyulan güvensizlik ortada.”

Türkiye’nin demokrasi ve hukuk düzenine yeniden kavuşması gerektiğine dikkat çeken Özer son olarak şöyle ifade etti: “Hukukun herkes için eşit ve adil uygulanması gerekirken masumiyet karinesi esas alınmalı ve lekelenmeme hakkı gözetilmelidir.”

“ADALET DİYORUM, ADALET DİYORUM, ADALET DİYORUM”

“Adalet devletin temellerindendir; eğer adalet zayıflarsa devlet de zayıflar” diyerek sözlerini tamamlayan Özer şunları söyledi:

“Bugün yine söylüyorum ki hukuk eğer zulme karşı mücadelenin aracı olmazsa kendisi zulmün aracı haline gelir. Bu nedenle toplumu ayakta tutan temel yapı hukuktur ve adalet ancak bu şekilde sağlanabilir.Ben sizin aracılığınızla adalet diyorum, adalet diyorum, adalet diyorum! Adaletin hakim olduğu daha özgür günlerde buluşmayı umuyorum.”